Türkiye’nin Hayalet Köyü: Lübbey

Lübbey, Küçük Menderes havzasında, Bozdağ’ın eteğinde, 500 metre yükseklikte bir köy. İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı. Köyün nüfusu kışın 30’u geçmiyor. Yazınsa 10’dan fazla insan kalmıyor.

Bir zamanlar sayıları üç olan köy kahvelerinden geriye yalnızca biri kalmış. Köy okulu artık kedilerin oyun alanı. İmam, camiye bir tek cuma namazı için geliyor. Bakkal ve manavınsa yolu haftada bir düşüyor. 13 kilometre uzaklıktaki Ödemiş’ten gelen minibüs bir sabah bir de akşam uğruyor.

Oysa Lübbey’e adım atar atmaz, karşınıza çıkan manzara çok daha fazlasını vaat ediyor gibi… Tarihi dokusu, tertemiz havasıyla bir masal diyarını andırıyor. Burada sadece, çeşmelerin, kuzuların, kuşların sesi duyuluyor. Daracık yollarında ilerledikçe sesler değil ama görüntü değişiyor. Harabeye dönmüş tarihi evleriyle, terk edilmiş bir film stüdyosunu hatırlatıyor.

Köy nüfusunun özellikle 1950’lerden başlayarak azalmasındaki en büyük etken, kentin sunduğu ekonomik ve sosyal imkânlar. Lübbeylilerin gerekçeleri de benzer.

Göç 1980’li yılların ilk yarısında başlamış. Köylüler eskiden yalnız nisan ile ekim ayları arasını geçirdikleri, köyden 5 kilometre yukardaki yaylaya temelli yerleşmiş. “Lübbey neden gözden düştü?” diye sorduğumuzda, kalanlar ağız birliği yapmışçasına aynı şeyi anlatıyor: “Yaylaya elektrik önce geldi, hem orası düzayak, evler de daha konforlu. Tarlalar da orada. Suyu bol. İnsan karnı nerede doyarsa orada yaşar.”

Yaylaya 1983’te Manisa’dan elektrik gelmiş. Yol, tuğladan evler yapılmış. Bir zaman sonra burası Lübbey’i de içine alarak Çamyayla Köyü adını almış. Ama kimse Lübbey adından vazgeçmiyor.

Köylülerin çoğu bir daha dönmemek üzere göç ettiği için, Lübbey evlerine yıllardır dokunulmamış, betonarme yapılar köye girememiş. Köyün masalsı havası da buradan geliyor. Ama içinde oturulmadığı için doğaya yenik düşenlerin sayısı, ayakta kalanlardan fazla. Masalın hüzünlü kısmı da bu.

Köyde bazısından geriye yalnızca temel duvarların kaldığı, toplam 131 adet yapı var. Bunlardan sadece 20’si yapısal olarak iyi durumda. 41’i orta, 16’sı kötü durumda, kalanlarsa yıkıntı.

Çoğu yan yana sıralı, iki katlı bu evlerin hiçbiri birbirinin manzarasını kapatmıyor. Taş malzemeden yapılmış alt katlar genellikle ahır olarak kullanılıyor. Ahşaptan yapılmış üst kısımlarsa yaşam alanı. Bitişik nizam olan evlerin arasında tek bir duvar var. Tuvalet, banyo, çamaşırhane ortak alan. Birkaç evin kendi bahçesinde sonradan yaptığı alanlar da var.

Lübbey evlerinin bu karakteristik özellikleri belli ki tarihi bir döneme işaret ediyor. Ancak bu dönem hakkında çok şey bilinmiyor. Bu civarda yaşayanlar Lübbey’in bir zamanlar zeybeklerin sığınağı olduğunu anlatıyor. Lübbey’de bitişik nizam evleri birbirine bağlayan gizli geçitler var, zeybeklerin bu geçitleri kullanarak kaçtığı da anlatılanlar arasında.

Bir diğer anlatıya göre Lüb ve Dab isimli iki Türkmen beyi anlaşmazlığa düşüp topraklarını ayırınca Lübbey ve Dabbey olarak iki ayrı köy çıkmış ortaya.

Bugüne kadar ulaşan fiziksel durumu değerlendirildiğinde, buranın 19’uncu yüzyıl sonuna dayanan bir Türkmen yerleşimi olduğu kanısında. Ancak Lübbey’in kuruluş tarihi ile ilgili belge yok.

Lübbey’in de içinde bulunduğu Ege’deki birçok bölge, tarihte Türkmen beyliklerine ev sahipliği yapmış. 1300’lerin başından itibaren bölgede hüküm süren Aydınoğulları bir Türkmen beyliğiydi. Beyliğe başkentlik yapan Birgi, Küçük Menderes havzasının Ödemiş’e bağlı bir başka tarihi yerleşim yeri. Birgi, Türkiye’de Koruma Amaçlı İmar Planı çıkarılan ilk belde. 1996’dan beri koruma altında. Doğal, arkeolojik ve kentsel sit alanlarından oluşuyor. Restore edilen tarihi evleriyle turistler için cazibe merkezlerinden biri.

Hala tescili yapılmamış ve resmen koruma altına girmemiş bu köyde cami dışında hiçbir yapı kültür varlığı sayılmıyor. Minaresiz camisi, yıkılan okulu, birçoğu tarihe karışmış evleri ile bir sinema setini andıran köyde turizm çıkış yolu olarak değerlendiriliyor. Hem yaz hem de kış turizmine uygun yapısıyla zorlu doğa koşullarına direnmeye çalışan evler, bugün fotoğraf çekmek isteyenleri ağırlıyor daha çok.

Birkaç yıl önce köydeki evleri satın alıp turizm amaçlı kullanılmak üzere yenilemek isteyen şirketler olmuş ancak köylüler kabul etmemişler. Evlerin değerinin çok altında fiyatlar teklif edildiğini söylüyorlar. Ama “Ne kadar para veririlerse versinler satmam.” diyen de çok.

Lübbey Türkiye’nin boşalan köylerinden yalnızca biri. Ama köylerin cazibesi artırılmazsa son olmayacağı ortada.

Ödemişli emekli öğretmen Osman Berber’in senaryosunu yazıp Mehmet Genç’in yönettiği “Terkedilmiş Bir Kartal Yuvası Lübbey” adlı belgesel sayesinde yakın zamanda bu köye ilgi arttı. Geçtiğimiz temmuz ayında da 54 ev ve cami İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescillendi. Köyün ve yaşayanların kaderini de artık zaman belirleyecek…

Kaynaklar: 

www.dergi.aljazeera.com.tr/2014/05/01/orada-bir-koy-var-uzakta/

www.yoldaolmak.com/lubbey-koyu-odemis.html

www.hurriyet.com.tr/lubbey-koyu-artik-tescilli-37306967

YolveMacera

Bir Göz Atınız

Yeraltı Şehirleri

Her büyük metropolde gökdelenler, taksiler ve sokak satıcılarının feryatları göğe yükselir. Ama her telaşlı yüzeyinin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir