Yaşadığın Sürece Özgürsündür

En değerli para birimi zamandır. Mutluluğu yanlış yerlerde arıyor en sonunda keşkelerle dolu bir ömre gözlerimizi kapıyoruz. İnsanın ruhuna tartışmasız ihanetidir bu…özgürlük

Çakma Into The Wild gençliğinden uzağa, gerçek doğa tutkunlarına ait vadedilmiş topraklara gelmiştim. Güzel insanlarla çevriliydi dört bir yanım ve güneş arkadaşlık ediyordu kahkahalarımıza. Ruhu öldüren boğucu kent kalabalığından kendimizi sıyırmış ve henüz bir komun diyemesek de soyutlanmış bir yaşam alanı kurmuştuk. Bize dayatılmaya çalışılan kuralların ve hayat tarzının çok uzağında. Yedigöller kampı işte bu manzaralarla aydınlanıyordu.

Burada hepimiz biraz daha özgürüz. Yola çıkmaya cesareti olmayan, hayatında bir kez bile ayna karşısına geçip kendini ve yaptıklarını sorgulamamış yapay insanlar bıraktık arkamızda. Her geçen gün biraz daha köleleşen ve kurtulma umudunu kaybeden bir toplum bıraktık. Biz kurtuluşunu ‘’yolda’’ bulanlar. Evet kendimize böyle diyoruz. Bir zamanlar Kerouac ve arkadaşlarının yürüdüğü felsefeyi arşınlıyoruz teker teker. Öldü denilen 60’lar kuşağını onurlandırıyoruz. Morrison ezgileri çalınıyor kulağımıza her adımda. Belki hiç bir zaman bir Ginsberg gibi ifade edemeyeceğiz kendimizi. Belki hiç bir zaman Bob Dylan gibi dans edemeyeceğiz sesimiz ile kozmosla. Ama şunu bilmelisiniz. Biz başardık. Kendimize bir kez olsun yabancılaşmadan geldik bu noktaya. Özgürlük adı altında sunulan bir hafta 10 günlük tatilleri kabul etmedik. ‘’Hayatın kendisi özgürlüktür’’ dedik. Yaşadığın sürece özgürsündür. Attığın her bir adım değerlidir bu yarını olmayan sirkte. Bunun farkında olduk. Hayatı duyumsamak için seçtiğimiz yol sanattı. Bir meslek sahibi olmamız için öğrenmemiz şart koşulan bilgiler o kadar da önemli gelmedi bize. Alacağımızı aldık ancak aldığımız kadarı asla sistemin elemanı olmak için, bir yarış atı misali çalışan çevremiz kadar olmadı. Kitaplardan beslendik. Çoğu zaman parayla yenilen bir yemekten daha çok doyurdu bizi. Ve bekledik. Bekledik kendimizi bilginin ve keşfin kollarına bırakarak güneşi hissetmeyi. Doğanın kalp ritmlerini duyduk. O an işte orada hiç biriniz yoktunuz.

Doğa kendisini hissetmeyi bilene kucak açar. Şanslıydık, genç yaşta fark ettik bunu.

Gerçekten merak ediyorum. Neden uykudasınız diye? Bulutlar geçiyor gözünüzün önünden. Ay evrenle dans ediyor geceleri. Bir kez olsun izlediniz mi kutup yıldızının küçük ayıyla yaptığı dansı? Bir kez olsun kamp ateşi çevresinde paylaştınız mı ucuz şarabınızı bir saat önce tanıştığınız insanlarla?

İşte o an bilirsiniz. İnsan böyle zamanlar için yaşar. Hayatta tutan etmenler vardır insanı. Yaşamını anlamlı kılan noktalar. İçinden gelip tekrar ona dönüşeceğin olguya bırakmaktır kendini, ruha dinginlik getiren.yasadigin-surece-ozgursundur

Doğa. Ne ara yabancılaştı insanlar bu kadar sana? Kendilerine ait olan tüm bir yerküreyi bıraktılar da kendilerine kendilerini hapsedecekleri küçük kutucuklar inşa ettiler. Sana isyan edip betona boğdular dört bir tarafını. Ormanlar telef edip uçsuz bucaksız şehirler kurdular kendilerine. Ve savaştılar. Hırslarının son damlasına kadar savaştılar birbirlerinin yaşam alanlarını ele geçirebilmek için. Oysa başlangıçta tekti herşey. Tüm olanaklar herkesindi. Ancak biz bencildik. Biz gözünü kan bürümüş hayvanlardık. Tutkularının esiri olan, kendini güçlü gören halbuki olabildiği tek şey barbar olan bir türdük.

Varoluştan bu günlere geldik ve aslında değişen hiç bir şeyin olmadığını görüyoruz. Gelişmek demek tüm dünyayı bir beton yığınına döndürmek mi? Basit değerlere sahip çıkıp orada kalamaz mıydık? Sürekli daha fazlasını isteme arayışında bir an durup ‘’Ulan ben napıyorum?’’ diyemez miydik?

Başlangıcından beri mutluluğu arıyor insanoğlu. Çok az bir kısmı aslında yanı başında olduğunu fark ediyor. Arzuların sonunun olmadığını anlamak bu kadar zor olmamalı. Yani al yanına sevdiğin insanları. Doğayı içine çekeceğin bir nokta da durgun denize karşı bir çadır at. Ateşinde yemeğini pişir. Şaraplar içip, sabahlara kadar anılarını paylaş. Mutluluk bu çerçevenin içinde saklı aslında. Önümüzdeki ay alacağın yeni Iphone’ da ya da bu akşam yemeğini yiyeceğin değerinin üç katı Nişantaşı restoranlarında değil.

Bu doyumsuzluğumuz bize çok fazla şey kaybettiriyor. En önemli kaybımız ise zaman. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp para denen kağıt parçası karşılığında zamanımızı takas ediyoruz. Para üzerinden mutluluk tacirliğinin yapıldığı günümüzde zamanın değerinin üstü örtülüyor. Öyle derin bir uyku ki içinde bulunduğumuz tuvalet için bile kalkmıyoruz. Çok mutlu bir rüya içindeyiz desek sürekli daha fazlasını almaya arzu duyup bunun için ömrümüzü tükettiğimiz bir tablo ne kadar mutlu olabilir ki? İşin bir de bu tarafından bakın.

En değerli para birimi zamandır. Mutluluğu yanlış yerlerde arıyor en sonunda keşkelerle dolu bir ömre gözlerimizi kapıyoruz. İnsanın ruhuna tartışmasız ihanetidir bu. Size gelin karşı gelelim sistemi yıkalım demiyorum. Bu pembe rüyalar içeren bir ego tatmini manifestosu değil. Bizden güçlüler. Her yanımızı kuşatmışlar. Boğazımıza kadar batmış haldeyiz. Kazanabileceğimiz bir savaş değil. Eskiden ‘’biri arabamda bana yol arkadaşlığı yapsın’’ diye yanıp tutuşurdu insanlar. Şimdi ise otostopçulardan kaçıyorlar. Bu en basit örneği. Birbirimize yardım etmekten bile korkar olduk. Metrodayken insanların yüzüne bir göz atın. Birbirlerini tekinsiz bakışlarla süzüyor, samimiyetten korkuyor, bir ihtiyaç halinde el uzatmaktan bile kaçınıyorlar. Herkes her an kavgaya hazır. Pimi çekilmiş bir el bombası misali geziyoruz. Son derece üzücü bir tablo. Eğer medeniyet dedikleri bu ise pek etkilenmediğimi söylemeliyim. Büyüdükçe büyüyoruz harika ama nedense insanların yüzündeki gülümsemeler her sene biraz daha siliniyor. Sebebini biraz sorgulayın. Bu hayatı hiç biriniz seçmediniz ama farklılıklar yaratmak elinizde. Kendinize küçük kaçışlar oluşturun. Bir yere gidemiyorsanız bile alın hoşunuza giden bir kitap, bir sahil kenarına veya ağaçlarla dolu bir alana oturun. Biraz yalnız kalın. Yalnızlıktan bir öcü gibi kaçıldığı günümüzde yalnızlığın değeri unutuluyor. Birbirimizin yaşam alanına o kadar müdahale ediyoruz ki özel yaşam alanları bırakmayı unutuyoruz. Tek başınıza gözlerinizi kapatıp biraz çevrenizi dinleyin demek istediğimi anlayacaksınız. Tüm o kaosu duyumsadıkça daha fazla sıyrılmak isteyeceksiniz onlardan. Bu kendinizi bulmanızın ilk adımını oluşturabilir.

Bu cümlelerin bir yazılma amacı varsa o da bazı noktalara benim gözümden bakabilmenizi ummamdır. Tüm bu kelimeler bir kamp ateşinin başında güzel insanlarla dolu bir gecenin sonunda kaleme alındı. Birinize bile ulaşabildiysem görevimi yapmışım demektir. Kaybolduğunuz o tüketme sirkülasyonu içerisinden biraz olsun kafanızı kaldırıp sizi mutlu edecek şeyleri görmenizi istiyorum. Herkesin kendine ürettiği belli başlı mutluluk formülleri vardır. Siz mutluluğu doğayı keşfetmekte ve bilginin anaç kollarında bulan bir adamın sözcüklerini dinlediniz. Hepsini geçtim, size önerim şu; sizi mutluluğu götüreceğini düşündüğünüz şeyi seçin ve önünüze bakın. Ancak dikkat edin. Çoğu zaman sizin mutluluk çözümünüz gerçekten sizi mutlu edecek şey değildir. Yolu maceradan geçen cesur arkadaşlar beni anlayacaktır. İstemediği hayatların içinde hapis olan ve bunun farkına varmış kişiler de. Geri kalanlar ise yalnız kalıp sadece kuş cıvıltılarında ki huzuru dinleyebildiklerinde keşfedecekler söylediklerimi. Ya da doğada uyuduğun bir gecenin sabahında güneş ışığının seni tamamen dinlenmiş olarak yeni güne kaldırışıyla. Demek istediklerimi biliyorsunuz.

Kaan Saraçoğlu

YolveMacera

Yazıyı Hazırlayan: YolveMacera

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Kendini Zorlamanın Kutsallığı

İnsanın yaşamı bir denizi andırır; kimi zaman dalgasız ve çarşaf gibi, kimi zaman fırtınalı bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir